|
Elif Orhan
"Erzincan düzünde Pülümür’ün birçok köyünden getirilen sürgünlerin meydana getirdiği mahşeri kalabalığın içine birden bire bir takım insanlar gelip adeta pazarda kurbanlık seçercesine, evlatlık çocuk beğenmeye başladılar.
Epeyce küçük kız çocuğunu alıp götürdüler. Efendi kılıklı ve yaşlı bir karı-koca da çocuklarının olmadığını ve evlatlık olarak beni istediler. “Beni ayırmayın kendinizden, vermeyin beni!”diye çığlıklar kopardım."
Hüseyin Kaya ..!
FDG fahri başkanı ve 38 katlıyamını yaşıyan canlı tanığı.
Onu Dersimlilerin Diaspordaki toplantıda geçmişi-Dersim'i anarken gözlerinde akan yaşlarla tanıdım..Dinledikçe Dersim tarihin canlı tanığı ve bizlere yol gösteren bir bilge olduğunuda gördüm.. Ropartajı yapmak istediğim zaman, basını kaldırıp bana baktı ve „tamam“ demesine yüreğim sızladı.
Elif ORHAN;Sayın Hüseyin Kaya siz Dersim Fedarasyon fahri başkanısınız..Aynı zamanda Dersimli bir bilge-aydın olduğunuz kadar Dersim 38 katlıyamını yaşıyan canlı tanığısınız..Yine de size şunu sormak istiyorum; Hüseyin Kaya kim, siz onu nasıl tanıtırsınız?
Hüseyin Kaya; Sevgili Elif, Dersim ile ilgili sorularına cevap için sayfalar değil ciltler dolusu yazmak gerekir. Bu sürgün konusunu anlatmam için hemşehrilerim beni Paris’e, Viyana’ya ve Almanya’nın çeşitli şehirlerinde düzenlenen toplantılara davet ettiler. O acılarla dolu günleri, bizlere yaşatılan zulmü, açlığı, aşağılamayı ve dil bilmemezliği hatırladıkça göz yaşlarıma hakim olamıyorum.
Yine de sorularına özet olarak cevap vermeye çalışayım.
Dersim’in Pülümür ilçesi, Danzik Nahiyesine bağlı 85 haneli kuşun uçtuğu ama , o zaman yolu olmadığından kervanın geçemediği, Çirik köyünde, 8 çocuklu ailenin 7 nci çocuğu olarak dünyaya gelmişim. Hangi ayda doğduğum konusunu anneme sorduğum da: ”Oğul, yayladaydık, mor koyunumuzu canavarın parçaladığı ayda doğdun.”derdi. Görücü usulüyle gerçekleşen bir evlilikten iki kız ve iki de oğlumuz oldu. 1966 da Almanya ya geldim. Geçen yıl yapılan FDG Kongresin de hemşehriler beni Avrupa Dersim Dernekleri Federasyonu Onursal Başkanı olarak onurlandırdılar. Bu onura layık olmaya gayret ediyorum.
Elif ORHAN;Dersim 38 sürgünü yaşıyan bir kuşak olarak bu konu da bizlere neler söyliyeceksiniz..? Siz sürgünü yaşadınız, kırıma şahit oldunuz..Dersimlilerin kendi yurdunda zorla, öldürmeyle sürülme dehşeti nasıl bir duygu, hala etkilerini nasıl taşıyorsunuz?
Hüseyin Kaya;Yaşlılarımız, kendi aralarında konuşurken, Hükümet’in, Elazığ da idam ettirdikleri ve birçoğunu da zindanlara doldurdukları Dersim ileri gelenleri ile yetinmediğini, Dersim’e askeri birliklerin çıkarma yaptığını, hesapsız derecede çocuk, kadın, yaşlı ayrımı yapmadan insanlarımızın katledildiğini anlatıyorlardı.Çocuk olmamıza rağmen, ta o’ zamandan başladı bizde ölüm ve zulüm korkuları. Dersim insanının diline, inanışına ve yaşam kültürüne oldum olası allerji duyan eğemenler, Dersim’e 40 sefer askeri birlikler yollamış.Sefer yapmışlar ama zafere ulaşamamışlar.Her seferinde canlarını kurtarabilenler, mağaralara, ormanlara ve kuytu mekanlara sığınmışlar. Dersim’in kışına dayanamayan askeri birlikler geri çekilince de sağ kalanlar köylerine, mezralarına geri dönmüşler ve yakılan evlerini yeniden onarmaya başlamışlar.
Elif ORHAN;Siz Dersim soykırımında ailenizle birlikte nereye zorunlu gönderildiniz? Nasıl gittiğinizi hatırlıyormusunuz, gittiğiniz yerde nelerle karşılaştınız? Sizlere gittiğiniz yerdeki halk nasıl davranıyor du?
Hüseyin Kaya;1938 yılının yaz ayında askeri birlikler bizim köyü de sardılar ve başlarındaki subaylar köy halkına, “Köy yakılacaktır. Toparlanın, göç edileceksiniz!.” emrini verdiler. Biraz türkçe bilenler: “Eşyamızı ve hayvanlarımızı da birlikte getirelim mi?” sorusuna subay “Getirseniz bile, sizlere hic bir faydası olmayacak.” diye cevaplamış. Kısa bir zamanda ev hayvanları önlerinde, eşyaları ve küçük çocukları sırtlarında toparlanan köylüye hareket emri verildi. Ama nereye? Bilen yoktu. Ne demekti, “Eşyaların ve hayhanların size faydası olmayacak” sözü? “Demek ki bizi götürüp bir yerde kıracaklar” sözleri ana dilde fısıltı halinde kulaktan kulağa ulaşıyordu. Süngülü askerlerin ve eli tabanca kabzasında subaylar nezaretinde köyden çıkardılar bizi.
Patika yol güzergahında ki köy mezarlığına gelince, askerlerin ve subayların şaşkın bakışları önünde köylü birden bire yolun sağ ve solundaki mezarlığa dağıldı. Mezar taşlarına ve mezar taşı olarak eskiden Ermeni ustaların yaptıkları Koç heykellerine sarıldılar ve gözü yaşlı olarak: “Bizi götürüp bir yerde kıracaklar, ama sizler de köyümüzde ki Ermeni mezarları gibi garip kalacaksınız” diyerek dizlerini dövmeye başladılar.
Köyden, Erzincan Karasu köprülerine kadar yaşlı, hasta, hamile ve çocuklara günlerce süren bir yaya yolculuk zulmü yaşattılar. Erzincan düzünde Pülümür’ün birçok köyünden getirilen sürgünlerin meydana getirdiği mahşeri kalabalığın içine birden bire bir takım insanlar gelip adeta pazarda kurbanlık seçercesine, evlatlık çocuk beğenmeye başladılar. Epeyce küçük kız çocuğunu alıp götürdüler. Efendi kılıklı ve yaşlı bir karı-koca da çocuklarının olmadığını ve evlatlık olarak beni istediler. “Beni ayırmayın kendinizden, vermeyin beni!”diye çığlıklar kopardım ve beni evlatlik olarak vermediler.
Daha sonra kamyonlarlara balık istifi doldurulduk. Bir kısmımızı Kemah, bir kısmımızı da İliç istasyonuna götürdüer. O zaman Erzincan da tren yoktu. Dipçik darbeleri altında maldan vazgeçildi hatta birkaç parça eşyayı bile almaya bile fırsat tanınmadı. Sürgün edilenlerin köyden getirdikleri malı ve eşyası Erzincan düzünde kaldı. Biz dokuz kişilik ailenin elinde sadece küçük bir bakır bakraç ile bir kilim parçası kaldı.
Elif ORHAN;Sayin Hüseyin Kaya sizin anlattıklarınızın aynısını Dapıramın Keje'de anlatırdı. Onun ağıtları, gözyaşları eşliğinde Dersim kırımını dinliyerek büyüdüm..Dersim halkına bu görülen insanlik dışı olayların benzeri yok..Dersim halkını kurşunladılar, gaz bombalarıyla yaktılar.. Peki yol boyunca nasıl davrandılar, yani nasil bir yolculuk eşliğinde gönderildiniz, hatırliyor musunuz?
Hüseyin Kaya; İstasyonda, içinde su ve tuvaleti bulunmayan gübreli kara vagonlara yine balık istifi doldurulduk ve bilinmeyen bir diyara doğru sadece sürgünlerle dolu kara tren hareket etti. Uzun yolculuk anında bazen küçük bir istasyonda durdurulan tren den inen kadın, erkek, yaşlı,hasta ve hamile kadınlara süngülü askerlerin ve istasyonda seyredenlerin gözü önünde ihtiyaç defettirmenin insanlık ayıbını ve utancını yaşattılar biz Dersim insanına...
Niğde ve daha sonra diğer bazı istasyonlarda trenden indirilen Dersimlilerin nereye götürüldüklerini bilemedik.Bizi ve birçok insanımızı da Konya’nın Çumra istasyonunda indirdiler trenden. Ve dağıtım yapıldı. Bizi de Çumra kazasının Alibeyhöyüğü adında ki büyük bir köye verdiler. Aynı gün Ovacıklı bir aile de köye getirildi. Onları görünce çektiğimiz acıları unuttuk ama bu sevincimiz dört hafta sürdü. “Devletin emri var iki sürgün aile bir köyde olamaz” diyerek bizi başka bir köye sürdüler. Biz ve Ovacıklı Avas ailesi gözyaşlarıyla birbirimizden ayrıldık.
Elif ORHAN; Götürüldüğüz yerlerde insanlar-halk sizi nasil karşiliyordu, buna bir anlam veriyormuydular, ya da “devletimiz en iyisini mi biliyor, hak mi etmisler mi' dediler, yani tepkiler nasildi?
Hüseyin Kaya;Götürüldüğümüz köye varmadan, biz Dersim sürgünlerine yakıştırılan iftiralar ve önyargılar çoktan köye ulaşmıştı. Gelen ilk soru, “Camiye niye gelmiyor bunlar? Acaba sünnetli mi bunlar? Bunlar dedeleri geldiğinde mum söndürülermiş, acaba bunlar kuyruklu mu?”Köy bekçisinin toplayıp bize getirdiği kurtlu peynire itiraz eden anneme, “Buldun da beğenmiyorsun öyle mi?” diyen muhtar, annemi yere firlatti ve annemi yerde kabaralı potinlerle çiğnediğini bir türlü unutamıyorum. Anemle babam şikayet için ilçeye gittiler. Biraz Türkçe bilen annem olayı anlatınca, kaymakam muhtarla telefonlaşmış ve sonra anneme “Siz kimden izin aldınız da köyü terkettiniz? Burada da mı devlete karşı gelip isyan ediyorsunuz? Defolun, gözüm sizi bir daha görmesin!” diyerek kovmuş.
Sünnetli olup olmadığını öğrenmek için babamı köy odasına çağırmışlar. Kalabalığın önünde üzerine çullanıp zorla şalvarını çıkarıp bakmışlar ve gülüp alaya almışlar. Onuru zedelenmiş olan babamın eve gelip, bir köşeye oturup olanları anlatıp, ağlamasını nasıl unutmam mümkün değil.
Üzerimdeki entarimi arkadan kaldıran ben yaştaki çocukların arkamda kuyruk aramaları ve daha sonra da “Bu kürtlerin kuyruksuz cinsindenmiş ama babası mutlaka kuyrukludur” sözleri aklımdan çıkmıyor.
Elif ORHAN; Dersim soykırım yaşadı, talan edildi, enkaza defalarca çevrildi..Ancak Dersim halkı gittiği yerlerde kalmadan yönünü Dersim’e çevirdi..Size şunu sormak istiyorum..Dersim halkını 'O’kutsal Jar û Diyar'a doğru bunca acıya-kırıma rağmen çeken güc-tılsım nedir, bunu nasıl isimlendireceksiniz?
Hüseyin Kaya;Sürgün süresince Türkiye’nin sürgün bölgelerinden uyum sağlayamadıkları için Dersim’e geri gitme istek ve ricalarını içeren dilekçeler Ankara’ya yollandı. İnsanlarımız Dersim törelerinin, insanlarının, kutsal mekanlarının hasretini çekiyorlardı. Dokuzbuçuk yıl sonra Hükümet’in “Artık medenileştiniz (!), her on aileye tahsis edeceğimiz bir kara vagonla geri gidebilirsiniz” emrini getiren muhtara müjde bile verildi. Muhtarın gözü önünde annem ve babam yere kapandılar, ellerini kara toprağa bastırıp yüzlerine sürdüler ve o kutsal mekanlara tekrar kavuşabilmenin sevincini görmeliydi insan...!
Eve dönen annem sevinç gözyaşlarıyla “Şükür artık bu esaretten kurtuluyoruz. Yemin ettim, köyümüzün önündeki Xanindor tepesine varınca gelişimizin mutluluğü için kendimi tepeden aşağıya yuvarlayacağım ve dokuzbuçuk yıl hasretini çektiğim memleketimin bir avuç toprağını bal kaymak diye yiyeceğim.”dediydi.
Elif ORHAN;Sayın Kaya ailenizle birlikte mı ya da yanlız mı Dersime döndünüz, yanı orada kalan akrabalarınız, tanıdıklarınız var mi? Kaybettikleriniz oldu mu, onlarla diyalok kurdunuz mu, yoksa hala kayıplar mi?
Hüseyin Kaya;Sürgün sırasında sağ kalabilenlerimizin tamamı 1947 yılının sonbaharında Dersim’e geri döndü ama, sürgün yerinde yoksulluk hastalığı veremden ölen büyük ağabeyim ile 16 yaşında ki ablamın mezarlarımızı gözyaşlarıyla geride bırakıp da geldiğimizden buruk bir sevinç vardı içimizde.
Bir tren dolusu sürgünün gelmiş olduğu Çumra istasyonun da sürgünlerin birbirlerine sarılmaları ve Dersim’e dönüş coşkusu görülmeye değerdi. Yine kara vagonlar da günlerce süren bir tren yolculuğu sonunda Erzincan Tanyeri istasyonunda trenden indirildik. Memlekete gelmeye geldik ama, tüm bunlara rağmen egemenler bu güne kadar Dersim insanımızın çilesine yeni çileler kattılar ve gözyaşının kurumasına fırsat vermediler.
Elif ORHAN; Dersim halkına karşı umutlu musunuz? Yani artık Dersimliler kendileri için bir şeyler yapacaklar mi, kendi enerjilerin bir kısmını yurtları için verecekler mi? Yoksa karamsar mısınız?
Hüseyin Kaya;Benim Dersim’e olan aşkım, Dersimlinin Demokrasiden, insan haklarından, 72 milleti bir bilmesinden, o güzel inanışından, kültüründen, insanın huzur bulduğu kutsal doğasından ve o insancıl örf adetindendir
Oldum olası Dersim’liye, diline, inanışına, kültürüne allerji duyan egemenler, barajlar dayatarak Dersim’i adacıklar bölgesine dönüştürüp boşaltmak istiyor.Altın arama bahanesiyle Dersim’in yeraltı ve yerüstü sularını siyanürle zehirleme planları var. Şair demiş ya ‘Umutsuz yaşanmıyor!’ Dersimlinin başına sarılan bunca zulüm, kırım, aşağılama ve ‘Ötekileştirme’ den sonra gönül isterdiki ortak konulardaki acılarımızın tedavisi ve çaresi için Pir Sultan’ın ‘Gelin Canlar bir olalım, zalime karşı duralım!’ çağrısı Hünkar Hacı Bektaş Veli’nin ‘Bir olalım, iri olalım!’ tavsiyesine değer verilseydi ve enerjinin bir bölümü boşa gitmeseydi.
Elif ORHAN;-Sizi şimdi de Diyaspordaki Dersimlilerin arasında onlara yol gösterici yanınızla görüyoruz..Daha önce de Dersim oluşumları, dernek çalışmaları, sonunda Fedarasyon çalışması içinde yer almışınız..Size baktıkça; giyim kuşamıyla hazırlanmış eyleme giden delikanlı, ya da kendini çocuklarına siper eden baba rolünde görüyorum..Sizi bu kadar dirençli kılan tılsım nedir? Dersim insanına olan inanç mi, ya da Dersim diyarını kanla, baskıyla yok etmeye çalışan düşmana duyulan öfke mi?
Hüseyin Kaya; Heyhat hey.! Köylerde çok az insanımız kalmış. Köyler yerle bir edilmiş, anadilimiz kaybolma tehlikesiyle karşı karşıya, örf ve adetlerimiz dejenere edilmiş. Barajlarla Dersim’i adacıklar bölgesine dönüştürüp insansızlaştırma planlarının son perdesini uyguluyorlar. Elimi havaya kaldırıp, “Ya Düzgün Bava!, Köylerimizi viraneye çevirenlere, anadilimizi, töremizi, örf ve adetlerimizi yoketmeye çalışanlara Munzurumuzu ve diğer yörelerimizi barajlarla boğmaya çalışanlara, toprağımızı siyanürle zehirlemeye çalışanlara kalmasın" diye çığlık atacağım. Daha sonra da tüm bu hain tuzaklara karşı gerşek anlamda bir birlik ve beraberlik sağlanamadığı için oturup ağlayacağım. ’75 yaşında Dersimli bir aksakal kişi ağlar mı?’ Demeyin Dersim ve Dersimlinin başına sarılan bunca yoksulluk, baskı, zulüm, hainlik ve asimilasyon belasından sonra niye ağlamasın ki?..
Elif ORHAN; Dersim Fedarasyonun çalışmalarını nasıl buluyorsunuz?
Dersimliler ilk defa kendileri için bir kurum oluşturdular..
Siz bunun bünyesinde çalıştınız, çalışıyorsunuz, içinde yer alan arkadaşları tanıyorsunuz.. Sayın Hüseyin Kaya FDG Sizin için ve sürgünleri-kıyımları yaşıyan Dersim halkı için ne ifade ediyor?
Hüseyin Kaya; Avrupa Dersim Dernekleri Federasyonu’nun (FDG) çalışmalarını çok olumlu buluyorum. Bazı dost bildiklerimiz (!)ise,kara kalemlerini ak kağıda bastırırken bu federasyona iftiralardan, saldırılardan, demagoji ve yalan üretmekten geri durmamaktadırlar. Bu ‘Dost bildiklerimiz (!)’FDG’nin bir tüzel kişiliğinin olduğunu, Alman yasalarına göre tüzüğü bulunan bir kurum olduğunu unutuyorlar. Bu kurumu önemsemeyenler neredeyse FDG’nin neden illegal girişimlerde bulunmadığını dayatmaktadırlar. Ne çare ki bunlar FDG’nin gerek Avrupa da gerek Dersim de bir çok çalışmaya katkı yaptığını görmek istemiyorlar. FDG, Ana-ata yadigarı dilimizin kaybolmaması, 72 milleti bir bilen o güzel inancımızın devam etmesi, doğamızın tahrip edilmemesi, Dersim’e uygulanmış olan mezalimin açıkça ortaya çıkarılması, idamlar ve sürgünlerin unutulmaması konularında, arşivleme ve vakıf kurma, başarılı yoksul çocuklarımıza burs verebilme v.s. konularında aktif çalışmalar içindedir.
Elif ORHAN;Sonuç olarak bize kendi yaşadıklarınıza ve tecrübelerinize dayanarak neler söylemek istersiniz, hangi tavsiyelerde, ögütlerden bulunacaksınız?
Hüseyin Kaya;Daha da başarılı olabilmesi için elele ve gönül gönüle bir birlik sağlamak gerekmektedir.Biz Dersim’in yaşlıları, yani, bugün var yarın yokları hafife alınmamalı. Bildiklerimizi, yaşadıklarımızı gelecek kuşaklara aktarmamız için FDG Dernekleri gereken duyarlılığı göstermeli.
‘Kıymet mi biçilir cevher daşına, bulup erbabın danışmayınca’
Elıf ORHAN;Sevgili Hüseyin Kaya çok sağolun, iyiki varsınız..
Dersim Xızırı Dersimlileri, dostlarını ve tüm insanlığı korusun.. Lütfen bizden duanızı eksik etmeyiniz.
Elif ORHAN
|